**INSANIN TARIHI AVLANMANIN DA TARIHIDIR * Insanoglu var oldugu andan itibaren kendini büyük bir serüvenin içerisinde bulur. Doga kosullari içerisinde var olabilmek, varligini saglikli bir sekilde uzun yillar sürdürebilmek zaten basli basina bir serüvendir. Bu tarihsel yolculugun baslangiç döneminde sürdürülen ayakta kalma mücadelesinin en zor dönemeçleri, avci olmamizin sagladigi vasiflarla asilmistir.
Bilindigi üzere insanlar, canlilar dünyasinin en gelismis yaratigidir. Dolayisiyla insanlasma süreci de dünyadaki her türlü olayla sürekli bagimlilik halindedir. Bahse konu sürecin baslangiç asamasinda, insanlarin ilk tarihsel isi –düsünmeye baslamadan önce- maddi gereksinmeleri giderme yolunda faaliyette bulunmaya baslamis olmasidir. Bunun dogal sonucudur ki her geçen gün artan ihtiyaçlari gidermek için bu eksiklikleri gidermeye yönelik aletler ve araçlar gelistirmeyi basarmislardir.
Insanlik tarihinin kökenini olusturan maddi araçlarin üretimi, alet kullanma dönemi, insanlasmanin baslangici olarak alinmaktadir.
Bugün, eldeki imkanlar çerçevesinde, biyolojik evrim tarihinin 3 milyar yil kadar gerilere uzandigi izlenebilmektedir. Kalinti bulgularin verilerine göre, çok hassas radyoaktif zaman saptama yöntemleri ile yapilan hesaplar neticesinde, insansilarin günümüzden 30-35 milyon yil önce yasadiklari tespit edilmistir. 2 Kanatli böceklerin varligi ise 325 milyon yil evveline kadar gitmektedir. Kilkuyruklu böceklerin 375 milyon yil önce yasadiklari, eldeki fosillerden anlasilmaktadir.
Halen 950.000 adet böcek türü oldugunu bilmemize ragmen, bilim adamlari kesfedilmesi gereken 7 milyon tür böcek olduguna inanmaktadirlar. Ana konumuz olan avciligin baslangiç tarihinin insanlik tarihi ile es zamanli olarak basladigini ise bizlere çesitli bilim dallari söylüyor. Onun içindir ki biz de “insanligin tarihi, avlanmanin da tarihidir” diyebiliyoruz.Bugünkü anlamda ilgi alanimiz olan avciligin, içinde yasadigimiz 4'üncü zaman dilimi içinde -özellikle denizlerde yapilan avcilik göz önüne alinirsa- hâlâ çok büyük boyutta yapilmasi ve beslenme aliskanliklarinin degismemesi halinde avcilik eyleminin daha çok uzun seneler devam edeceginin somut bir göstergesidir. Tüm bu bilgilerimizin isigi altinda, insanlasmanin öyküsünün Dogu Afrika Serengeti savanliklarinda ve Afrika'nin muhtelif yerlerinde baslamis olabilecegi varsayilmaktadir. Bu insanlara “yetenekli insan” anlamina gelen Homo-Habilis denilmektedir. Homo-Habilis'lerin günümüzden 2.6 ila 1 milyon yil kadar önce yasadiklari varsayilmaktadir.Yeteneklerini gelistiren bu insanlarin gelistirdikleri aletlerin çogunun, yasadiklari yörelerde bolca bulunan bazalt, kuvars ve volkanik obsidyen taslarindan yapildiklari görülmüstür.
Bu insanlar, yasayabilmek için dogal olarak avcidirlar. Homo Erectus'lar avciligi gruplar halinde sürekli yapilan bir is olarak gerçeklestirmislerdir. Ren Nehri yakinlarinda bulunduklari tespit edilen Neanderthaller'in ise yeni edinilen bulgular isi altinda zamanimizdan 300-250 bin yil önce yasamis olabilecekleri saptanmistir. Gezegenimizin milyonlarca hatta milyarlarca yil önce baslayan olusumu içinde bizlerin somut olarak bildigi, sadece geçen son 10.000 yillik süredir.Bu süre ise, tüm dünya tarihini bir yil olarak ele aldigimizda, birkaç saniyeden ibaret olacaktir. Ancak bu baglamda, medeniyet tarihi içerisinde avci insanin rolü, gerçekten önemlidir. Bu rolün üstlenilmesini saglayan avci ruhu geçmiste hep vardir, simdi de var, gelecekte de mutlaka var olacaktir. Çünkü, avci kimligimiz genetik yapimizin elle tutulmasa da ayrilmaz bir parçasidir.*DÜNYA TARIHINDE JEOLOJIK DÖNEMLER * Bir milyon yil kadar bir süre, önce sadece yasamak için ihtiyaci kadar hayvani öldüren atalarimizla hayvanlar arasinda basit bir anlasma vardi: Karnimiz toksa ve bize bir zarar vermiyorsaniz, biz de sizi rahat birakiriz. Bu, tek yanli bir anlasma olmasina ragmen zalim veya abartili degildi. Kisacasi hayvanlara, aç olmadigimiz zaman müdahalesiz bir yasami öneriyorduk.5 Avcilik, güçlü bir bölgecilik gelisimi, is bölümü ve konusma ile yeni bir üretim biçimi de dogurmustu. Ancak avciligin dogrudan yiyecek üretimi olmadigini da unutmamak gerekir. Halen, doganin hazir sunduklarinin pesinde kosulmaktadir. Avcilik eyleminin uygulanma süresi içinde ortaya çikan isbirligi, is bölümü, topluluk içindeki bireyler arasinda sorumluluklarin dagitilmasi, verilen görevlerin zamaninda yerine getirilmesi zaman zaman da olsa düzenli besin elde edilememesi hallerinde, birlikte tüketim durumu, grup dayanismasini ve grup psikolojisini ortaya çikaran nesnel temellerdir. Grup içi ve farkli gruplar arasi iliskiler toplumsal organizasyonlarin ilk örnekleridir.
Bu öykünün devami sirasinda dogaya dogrudan bagimlilik, artan nüfusa oranla her geçen gün daha da artmaktadir. Avlanilan hayvanlarin hemen hemen her seyinden yararlanma yollari aranmaktadir. Erkekler, avlayacaklari hayvanin pesinde sessizce iz sürmeye çalisirken, kadinlar karinlarini doyurmak için hayvanlarin etinden, isinmak için postundan, alet ve edevat yapimi için kemik ve boynuzundan yararlanma yollarini aramaktadirlar. ek çok hayvan türü avlanarak öldürülmekte, insanlar ise avladiklarini yiyerek yasama olanaklari bulmaktadirlar. Hayvanlardan temin edilen proteinler, insan organizmasinda yapi taslarina dönüsmekte ve insana yasam vermektedir.Insanlik alemi, toplayiciliktan avciliga, avciliktan tarim toplumuna geçerek yerküre çapinda büyük bir degisime ugramistir. 20 bin yil önce basladigi varsayilan iklim degisikligi sonunda tüm Avrupa'yi ve Asya'yi kaplamakta olan tundralar ve stepler ortadan kalkmis, buzul tabakasi kuzeye çekilmistir. Avrupa, ormanlarla kaplanmistir. Cografyada yasanan bu köklü degisiklikler daha önce sürüler halinde avlanan av hayvanlarinin avini hemen hemen olanaksiz hale getirmistir. Fiziki sartlar, artik sürek avinin yapilabilmesine imkan vermemektedir. Iklimsel degisikliklerle beraber yukari paleolitik avcilarin süreç içinde ortadan kalkmasina karsi, yasama olanaklarinin tümünü avciliga dayandirmamis toplumlar için farkli sonuçlar ortaya çikarmistir.Dogadan asalak biçimde yararlanma temeline dayanan avcilik ekonomisinin ötesinde, doganin dogrudan üretim süreciyle döndürülmesi anlamina gelen hayvancilik ve tarimin gelistirilmesi isini, bu toplumlar gerçeklestirmislerdir. Bu tavir G. Childe tarafindan “Neolitik Devrim” diye tanimlanmaktadir.6 Bu konuda Engels, çalismanin, insani hayvanlardan ayiran temel özellik oldugu gerçegini gözler önüne sererken, “… O, her insan yasaminin birincil ve öyle temel kosuludur ki, belli bir anlamda “insani çalisma yaratmistir” demek zorundayiz…” der.Bilindigi gibi bölgeden bölgeye, toplumdan topluma degisen sasirtici boyutta birçok farkli özelliklere ragmen, su anda yasayan milyonlarca insandan her biri, -hemen hemen hepsi- ayni kalitimsal özelliklere sahiptir. Farkli sapkalar giyeriz ama ayni sekilde gülümseriz; farkli dillerde konusuruz ama tüm diller benzer dilbilgisi özellikleri tasir.Farkli evlenme törenlerimiz olsa da, temelinde yatan sevgi ve ask aynidir. Ten rengimiz, dinlerimiz, örf, adet ve geleneklerimiz ayri olsa da, keder ve sevinçlerimizin benzerligi sasirtici boyuttadir. Biyolojik benzerligimiz ise tamamen aynidir. Herhangi bir dogal silahtan yoksun, ne zehirli bir sivisi, ne keskin bir kemiksi uzantisi olmayan, bu pençesiz, zayif memelinin tarihsel süreç içerisindeki basarisinin öyküsü muhakkak ki dikkate deger. Bu öykünün kahramani, avcidir.Avcilik eyleminin o dönemdeki kendine has zorlugu ve avciligin yasam tarzi olmasindan kaynaklanan zorunluluk, insanoglunu yasayabilmek için isbirligi yapmak zorunda birakmistir. Avlanma bizim biraz daha cesur, ihtiyaçtan dolayi daha çok isbirligi yapan, daha az bencil, uzun vadeli amaçlar üzerinde daha çok yogunlasabilen ve her seyden önce daha iyi beslenebilen insanlar olmamizi sagladi. Yani yüksek proteinli yiyeceklerle beslenmemiz, zekâmizin gelismesine sebep oldu. Isbirligi yapmak zorunda oldugumuz avcilik, bizleri daha konuskan olmasini sagladi.Böylece dilimizi gelistirdik. Erkeklerin ece et getirdikleri ve kadinlarin basit bir yemek için ot topladiklari ilkel avcilik kabilelerinde, ara sira çekilen açlik disinda baska bir beslenme sorunu olmasa gerekti. Özetle diyebilir ki, tarih öncesi avci; isbirligine yatkin, duygulu, zeki ve çok basarili bir insandi ve evriminin dogal sonucu olarak avci olmustur.Geçmiste hayvanlari avlayan bir kabile avcisi, zamanimizda kentlerde mizragi veya oku olmadan da yiyecek bulabiliyorsa, bu zamana erisinceye kadar geçen binlerce yol yasayabilmek için de tabii olarak avlanmasi gerekiyordu. Süper marketlerde bin bir çesit ürünün tüketiciye sunuldugu bir dönemde bu sorunlari anlamak güçtür. Bir zamanlar, pesinde onca zahmetle kostugumuz hayvanlar, artik paketlenmis olarak raflarda hazir olarak bizleri beklemektedir. Kisacasi, günümüzde yiyecek bulmak kolaydir. * - Bu degisim, bizim davranislarimizi nasil etkilesmistir? - Baslangiçta içimizde varolan avciya ne olmustur? - Avimi kovalayip yakalama dürtülerimiz, nereye yönelmistir?*Bu sorulari cevaplamadan önce bilmemiz gereken bazi gerçekler vardir. Bilinmelidir ki, etoburlarla otoburlar arasinda iki temel büyük fark vardir: 1. Evrim süreci içinde etçil beslenmeye göre organize olmus insan bedenini bitki diyeti ile yasatmak çok zordur. Organizmanin saglikli gelisebilmesi için belirli ölçüler içerisinde hayvansal protein almasi gerekir; örnegin bu miktar çocuklarda yetiskinlerin dört kati kadardir. 2. Biyomedikal uzmanlara göre, bize gerekli on aminoasiti (aslinda “yirmi aminoasiti”. E.G.) üretmek için varolmasi gereken gen dizileri vücudumuzda artik bulunmamaktadir. 0-5 yas arasi çocuklar, gelisme dönemlerinde valin, lisin, izoleusin, triptofan, arjinin, histidin, lisin, metyonin, fenilalanin ve treoinin gibi, vücudun yapi taslari sayilacak “eksojen amino asitleri” disaridan alma zorunlulugu yasarlar. Bu da zorunlu olarak hayvansal gidalar ile karsilanir. Vücudun yapi taslari dedigimiz bu besinler, bebekler tarafindan zamaninda gerektigi kadar alinmaz ise, ileride saglikli bir vücut yapisi olusamaz.Bundan çok önce, yaklasik on bil yil önce avci atalarimiz çok önemli bir adim attilar: tahil yetistirmeye basladilar. Avci, artik yeni bir insanin, yani çiftçinin gölgesinde kalacakti. Medeniyet tarihi, 10.000 yilda öyle bir gelisme gösterdi ki, doganin dengesini bu kisa sürede altüst ettik. Hayvan dostlarimiz üzerinde, mutlak bir üstünlük sagladigimizdan beri kontrol edilemeyen tek tarafli bir dünya yarattik. Halbuki, göz ardi etmememiz gereken tek olgu, “gezegenimizi hayvan dostlarimizla ortak paylasma mecburiyetinde oldugumuz” gerçegidir.Bu ortaklik, sömürüden çok saygi temeline dayanmalidir. Burada ifade edilmeye çalisilan sayginin “yasam hakki” oldugunu belirtmemiz gerekmektedir. Hakimler, bir yasanin çignenerek bir diger insana zarar verilmesi halinde ne denli hassas davraniyor ve serinkanlilikla magdurun haklarini koruyorsa, dogal yasalara müdahale ederken bizim de hakimler gibi hassas ve titiz olmamiz gerekmektedir. Iste bu düsüncelerin ürünü olarak ortaya “Hayvan Haklari” kavrami çikmis ve uygar ülkeler bu düsüncenin savunucusu olmuslardir. Bugün için doga sevgisi, esas itibari ile yasam kalitelerindeki bir yozlasmadan kaçinmak isteyen bireylerin büyük bir çogunlugu tarafindan paylasilan demokratik bir tutku ve haklar manzumesidir. Yegane hukuk nesnesinin sadece insan mi, yoksa kozmos içinde varliklarini sürdüren tüm canlilar oldugu mi oldugu gerçegi, ortakyasarlik adina ciddi boyutta sorgulanmasi gereken bir olgudur. Gelecek zaman dilimi içinde, bugün için “cansiz” sifati ile adlandirdigimiz varliklarin da haklarinin savunulmasi, -en azindan tarihsel ve kültürel baglamda- yönündeki hareketler hiz kazanabilir. Bunun yani sira biyosfer veya çevrenin korunmasina yönelik istençlerin hizla yükselen degerler içerisinde arzu edilen yeri almasi, ayni toplumda yasayan bireylerin ortak arzusu olmalidir. Çünkü hiç unutulmamalidir ki, her havya, her canli, milyonlarca yil süren bir evrimin sonucudur.Bu dünyada yasayan her canli bir digerine, yasam zinciri olarak adlandirabilecegimiz bir ilinti ile baglidir. Her biri, kendi yasam biçimine uyumludur. Bu baglamda yasam zinciri kendi içindeki en zayif halka kadar kuvvetlidir. Bir canli türünün ortadan kalkmasi, milyonlarca yil süren bir evrimin sonucunun yok olmasi demektir. Bunun bedeli ödenemez. Hiç akildan çikartilmamalidir ki, her tür; öncelikle kendi varligi için korunmaya muhtaçtir. Her hayvan, güzelligi, sayisinin az olmasi yada parasal degeri için degil, sadece var oldugu için, yasam hakki saygi görmelidir. Siradan bir serçenin, biyolojik yasam içerisindeki görevi, yasam zinciri içindeki önemi, günümüzde bir papagan veya goril yavrusu kadar sempati toplayamiyorsa; bu onun kabahatli oldugunu degil, olsa olsa bizim onun hakkinda yeterince olmadigimiz gerçegini ortaya koyar. Bu anlayisi dünya ölçegi içinde sergileyene kadar geçecek zaman insanligin ortak kaybi ve ortak ayibidir. Bir kusakta alay konusu olan herhangi bir seyin, onu izleyen kusagin “kaygisi” haline gelebilecegi ihtimali her zaman vardir ve bu olasilik akildan hiç çikartilmamalidir. *
|